Hepimiz bir dine mensubuz ve o dinin gerekliliklerini yerine getirmeye çalışırız. Fakat bazen aynı dinden olan insanlar bile dinlerini farklı şekilde yorumlayabilirler. Örneğin bizim dinimiz olan islamda Peygamber efendimizin sözleri yani Hadis-i Şerifler farklı şekilde yorumlanabilir.

Her insan farklı bakış açısına sahiptir. Bu nedenle yorumları da değişiklik gösterir. Birimiz bir olayın bir noktasını görürken bir başkası ise farklı bir alanı görebilir. Bu nedenle yorum farklılıkları meydana gelmektedir. Dünya üzerinde milyarca insanın yaşadığını düşünürsek ve bir konu hakkında bu insanlardan yorum yapmasını istesek emin olun 1 milyondan fazla farklı yorum ortaya çıkar.

Bu nedenle islam dininde olsun, hristiyanlıkta olsan din hep farklı bir şekilde yorumlanmıştır. Ancak dinler arasında en az yorumlananı islam dinidir. Çünkü Kuran-ı Kerim’de yeterince açık ve net şekilde emirler, yasaklar yer almaktadır.

Öğrendiklerimizden hareketle doğayı sevmek ve korumak için nelere dikkat etmeli, hangi davranışları sergilemeliyiz? Maddeler halinde yazınız.

Hayatımızda insan sürekli doğa ile etkileşim halindedir. Bu nedenle doğayı korumak ve onu güzelleştirmek zorundayız. Peki bu güzellikleri elde etmek için neler yapmalı ve hangi davranışları sergilemeliyiz gelin birlikte inceleyelim.

Çevreyi korumak için

-Çevre kirliliğine neden olan faaliyetlere çözüm getirmeliyiz.
-Etrafımızda çevre kirliliğine neden olan unsurları uyarmalıyız.
-Yerlere çöp atmamalıyız.

Bitkileri korumak için

-Yerleşim yerlerini bitkilerin bulunduğu alanlardan uzak yerler kurmalıyız.
-Bitki örtüsünü korumak ve çoğaltmak için faaliyetlerde bulunmalıyız.
-Bitki örtüsüne zarar verecek olayların önüne geçmeliyiz.

Hayvanları korumak için

-Hayvanların yaşam alanlarını korumalıyız.
-Nesli tükenmekte olan hayvanları itina ile korumalıyız.
-Hayvanların derisinden, kürkünden giysiler giymemeliyiz.

Bu tür tedbirleri aldığımızda çevremizi, bitkileri ve hayvanları koruyabiliriz. Ancak bu şekilde doğayı koruyup güzelleştirebiliriz.

Allah şüphesiz biz islam dinine inanlara göre dünyayı, uzayı, tüm canlı ve cansız varlıkları yaratandır. Kısacası evreni yaratan yüce bir güçtür. Eğer Allah’ın bir eşi yada benzeri olsaydı dünyada neler olabilirdi? Hiç düşündünüz mü?

Eğer Allah’ın gücüne, kudretine yakın hatta zerresi kadar sahip olan bir varlık olsaydı, yada Allah’a benzer şeyler yapabilseydi insanlar ve canlılar ikiye bölünürdü. Bir kısmı ona inanır ve doğru yoldan sapardı. Şüphesiz Allah tek ve birdir. Onun gücü ve kudreti kimsede yer almaz. Onun eşsiz bir yapıda olması ve güce sahip olması nedeniyle o herşeyden üstündür.

Evrende birçok değişiklik meydana gelebilirdi. Mesela ağaçları yaratan Allah çeşit çeşit yaratmış ama benzeri daha farklı çeşitler olurdu. Bunun sonucunda evrende bir düzen olmazdı. Çünkü nereye baksanız düzenli bir işleyiş olduğunu ve herşeyin uyum içerisinde olduğunu görürdünüz.

Bu konuyu şöyle açıklayalım. İki arkadaşın bir icadı yapması sırasında ikiside birbirinden bağımsız çalışırsa ortaya hiç bir şey çıkmaz. Ama siz tek başınıza çalışırsanız ve yaparsanız herşey uyumlu bir hal alır. İşte bu nedenle Allah kendine benzer yada eşi yaratmamıştır.

Allah her şeyi işiten, duyan, bilen ve görendir. Bu nedenle ona inanan herkes davranışlarında kendine çeki, düzen verir. Sürekli izlendiğini yaptığı herşeyin görüldüğünü bilen biri nasıl davranır? İşte bu nedenle tüm müslümanlar her zaman ve her yerde sorumlu davranmak zorundadır.

Hiçbir şeyin gizli kalmadığını ve Allah’tan saklayamadığımızı bildiğimiz için günahlardan sakınmamız gerekir. Çünkü bir gün bunlar bizlere gösterilecek ve hesap sorulacaktır. Bu nedenle herkes sorumlu davranmak zorundadır. Bu olayı bir örnekle açıklayacak olursak sokaklardaki mobese kameraları örnek verilebilir.

Nasıl ki mobese kamerlarının olduğu sokaklarda suç işlenmiyor, hırsızlık yapılmıyorsa Allah’ın bizi izlemesi de böyle birşeydir. Çünkü sürekli izleniyoruz ve yaptıklarımız biliniyor. Bir odada yalnız kalsak bile düşündüklerimiz Allah tarafından biliniyor. Omuzlarımızda yer alan melekler bunları bir bir not alıyor. Günün birinden yaptığımız davranışların bizim karşımıza çıkacak olması nedeniyle davranışlarımız bir sorumluluk içinde olur.

Bu bilgilerin tümü bana Babam tarafından anlatıldı. Ona sorduğumda beni en iyi şekilde bilgilendirdi. Sizlerde büyüklerinizden bu şekilde bilgi alabilirsiniz.

Gezegenimiz dünya güneş sistemine dahil olup uydusu ay ile birlikte hareket etmektedir. Ancak bu hareketler tamamen bir düzen içinde olmakta ve insan hayatını etkileyecek bir şekildedir. Yaşamımızda günlük işlerimizi bir program dahilinde yaparız ve bu şekilde yaşarız. İşte bunu sağlayan en büyük etken güneş ve ayın birbiriyle uyum içerisindeki hareketleridir.

Güneşin hareketlerine göre gündüz ve gece oluşmaktadır. Tabi ki bunda dünyanın kendi etrafında dönmesi de önemli katkı sağlamaktadır. İnsanlar gündüzleri çalışırken geceleri ise dinlenme fırsatı yakalarlar. Eğer sürekli gündüz olsaydı nasıl bir hayatımız olurdu düşünebiliyor musunuz?

Peki ay? Geceleri gördüğümüz dünyaya uyguladığı çekim kuvveti ile deniz seviyesini koruyan bir uydudur. Dünyanın kendi etrafında dönmesi sonucu sadece geceleri ayı görebilmekteyiz.

İnsanların hayatını programlamasında bu iki gezegen önemli rol oynar. İnsanlar gün ışığından faydalanmak için güneşten faydalanırken geceleri ise ayın varlığı ile dinlenme vaktinin geldiğini hesaplarlar.

Peygamber efendimizin hadis-i şeriflerinden biri şöyledir. “Yeryüzü benim için mescid kılındı.” Bu hadisten anlaşılması gereken insanların en büyük ibadetlerini ancak dünyada yapabileceğidir. Müslüman kimseler yakın yada uzak çevresine dikkatli bir şekilde yaklaşmalı ibadetlerine zarar verecek unsurlardan kaçınmalıdır.

Tüm insanlar yaşamlarından önceki hayatlarında melekti. İbadeti sağlam, cenneti hak eden bir insanın ahirette tüm meleklerden daha üstün olacağını görünce herkes insan olup dünyaya gelmek istedi. Bu nedenle biz insanlar çok şanslıyız. Yapmış olduğumuz iyi amel ve ibadetlerle birlikte ahirette Allah katında en yüce kimseler bizler olacağız. Peki bunu nasıl sağlayabiliriz

İlk olarak Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak ibadetlerimizi eksiksiz bir şekilde yapmalıyız. Daha sonrasında iyi bir amel işlememiz gerekir. Çevremizde bulunan kimselere haksızlık etmemeli, onlarla hoşgörü içerisinde yaşamalıyız. İster yakın çevremiz isterse uzak kimseler olsun onlarında bir melek olduğunu aklımızdan çıkarmamız gerekir.

Örneğin Peygamberimiz bir hadisinde şöyle demiştir.

“Sandım ki Allah komşuyu komşuya mirasçı kılacaktı”

Hadise göre yakın çevremizle ilişkilerimizin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Demek ki komşularımızın bizim üzerimizde büyük hakkı var. İşte tüm bu nedenlerden dolayı çevremizle iyi ilişkiler kurmalıyız.

İsraf nedeniyle çevre kirliliğinde büyük artış görülmektedir. Son yıllarda artan doğadaki ekolojik dengenin bozulmasında etkin rol oynayan israf insanlar için olduğu kadar çevre içinde zararlıdır. Bunu örneklerle açıklamak istersek birçok örnek verilebilir.

Evimizin ihtiyaçları için yapmış olduğumuz alış verişlerde gereğinden fazla ürün almak bir israftır. Bu ürünlerin birçoğu tüketilmeden çöpe atılmaktadır. Ürünlerin ambalajları ise doğada çözünmeyip yıllarca doğada kalmaktadır. Bu nedenle çevre kirliliğine neden olur.

Dünyamızda üretilen gıdaların 1/3’ü hiç tüketilmeden çöp olmaktadır. Bu rakam düşünüldüğünde üretimin ne kadar fazla olduğu tüketimin ise az olduğu görülmektedir. Her ürün için yapılan ambalajlar ise doğada çözünmeyerek ekolojik dengeye etki eder.

Doğada çözünmeyen atıklar bitkilerin, hayvanların ve insanların yaşam alanlarını büyük oranda tehdit eder. İşte bu gibi nedenlerden dolayı israf zararlıdır.

Dünyaya gelen her insan için ibadet etmek birçok dinde farz kılınmıştır. Size göre insanların ibadet etmelerinin gerçek nedeni ne olabilir gelin birlikte inceleyelim. Dünyamızın her yerinde eşsiz bir uyum vardır. Doğadaki yaşam, toprağın havayla olan uyumu, insanın doğayla etkileşimi bunlardan sadece bir kaçıdır.

Bu örnekleri bile ele aldığımızda, çevremizdeki güzellikleri incelediğimizde ve doğamızdaki en üstün varlık insanı ele aldığımızda bu düzenin biri tarafından kurulduğunu keşfedebiliriz. Zaten birçok inanç bir yaratan olduğunu kabul etmektedir.

Uzayı, dünyayı, canlıları yaratan eşsiz bir güç ve kuvvet vardır. İşte bu kudret bizi sadece ibadet etmekle yükümlü kılmıştır. Bizde hem Allah’a ibadet etmek için, hemde güzel bir ahlaka sahip olmak için ibadetlerimizi yerine getirmeliyiz. Ancak bu şekilde kendimizi mutlu ve huzurlu hissedebiliriz.

Hangi dine, hangi inanca sahip olursak olalım. Dini vazifelerimizi yerine getirdiğimizde kendimizi çok daha huzurlu hissederiz. İşte bu nedenlerden dolayı ibadet etmek gerekir.

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e gelen ilk ayetler şu şekildeydi.

1 Yaratan Rabb’inin adıyla oku
2 O insanı “alak”tan yarattı.
3 Oku senin Rabb’in en cömert olandır.
4 O kalemle yazmayı öğretendir
5 İnsana bilmediğini öğretendir

Bu ayetler incelendiğinde çıkarılabilecek sonuçlar ise şunlardır. Allah’ın adıyla Kuran-ı Kerimi okumaya başlaması istenmiştir. İkinci ayette ise insanı alaktan yarattığı yani kan pıhtısından oluşturduğu açıklanmaktadır. Üçüncü ayet ise Allah’ın en cömert olduğu belirtilmektedir. Dördüncü ayet ise yazmayı Allah dilediğinde hemen öğretebilmektedir.

Son ayette ise Allah kişiye bilmediğini bir anda öğretme gücüne sahiptir. Bundan bahsediyor.

İnsanların benimsediği inancı,inandığı dini terk etmesi kolay bir durum mudur? Niçin? Düşününüz. Dünyadaki birçok insan bir inanca sahiptir. Tabi bazı kesimler vardır ki onlar hiçbirşeye inanmazlar. İnanca sahip kişiler küçüklüğünden beri çevresinin etkisiyle ve kendi araştırmaları ile benimsediği inancı taşır.

Genellikle insanların sahip oldukları inancı bırakarak başka bir inanışa sahip olamaları nadir görülen bir durumdur. Din değiştirme olarakta tabir edilen bu durum bireyler için oldukça zor bir olaydır.Çünkü yıllardır sahip olduğu bu inanca göre yaşamış ve çevresindeki bir çok kişi hala bu inancı taşıyordur. Ailesindeki bireyler yakın komşuları hatta arkadaşları bile bu inanca sahiptir.

Kendisi yeni bir inancın kanıtlarını ve gerçeklerini gördüğünde din değiştirme gereği duyar. Ancak inandığı dini terk etmesi hiçte kolay bir durum değildir. Neden mi gelin birlikte düşünelim.

Çevresinin vereceği tepkilerden çekinir. Çünkü tanıdığı herkes belkide şuanki inancına sahiptir. Yadırganmaktan ve horgörülmekten korkar.

İkinci unsur ise sahip olduğu yeni inancın toplumuna kabul edilemeyeceği korkusudur. İşte bu nedenle zor bir karar almak zorunda kalır.